Psiyada Logo
BLOG

Sıkışan Zihinlerimiz

10.03.2025

|

Psikologlar

Sıkışan Zihinlerimiz

Sıkışan Zihinlerimiz

Farklılıklar gerçekten bize öğretildiği gibi bizi zenginleştirir mi? Dünya görüşümüzü, benliğimizi, inançlarımızı inşa ederken bize yardımcı olur mu?

Çevreme baktığımda, 20-30 yaş arası gençlerin (kendimi de bu gruba dahil ederek) hayata karşı yaklaşımlarının ikircikli olduğunu görüyorum. Başarılı olmak, maddi ve manevi yönden bağımsız olmak, biricik olmak, hedeflerine ulaşmak, ayaklarının üzerinde durmak gibi pek çok konuda üzerimizde büyük bir baskı hissediyoruz. Bu baskıyı kendi kendimize mi yaratıyoruz, yoksa gerçekten bizden beklenen ve istenen şey bu mu, ayırt etmek çok zor. Üstelik bu içsel baskının yanı sıra dünyamızın çok hızlı değişiyor olması da durumu daha da zorlaştırıyor. Çoğu zaman kontrolümüzü kaybetmiş ve kaybolmuş gibi hissediyoruz.

Sosyal medyanın da etkisiyle, toplumdaki kendi konumumuzu belirlemeye çalışırken başvuracağımız insan kitlesi her geçen gün artıyor. İnsanların çaba göstermeden hedeflerine ulaştıkları, onaylandıkları, rahat bir hayat sürdükleri illüzyonuna kapılmak bir yana; bir kesimin en temel ihtiyaçlarına bile ulaşamadığını, dışlandığını, yargılandığını, hatta öldüğünü görmek, bize kendimizi konumlandırmak için çok geniş bir spektrum sunuyor. Bir gün kendimizi başarılı hissederken, ertesi gün geç kalmış hissediyoruz. Bir gün umutlarımız yeşerirken, diğer gün karamsarlığın içinde kayboluyoruz.

Bu deneyimi daha geniş bir perspektiften ele almak için Richard E. Nisbett’in Düşüncenin Coğrafyası kitabından hareketle yaşadığımız coğrafyanın etkilerine bakmak istiyorum.

 

Coğrafyanın Zihinlerimize Etkisi

Yaşadığımız coğrafya, binlerce yıldır farklılıklara ev sahipliği yapmıştır. Bu, hepimizin bildiği ve tecrübe ettiği bir gerçek. Peki, bu miras günümüz düşünce yapısını nasıl etkiliyor?

Doğu ve Batı’nın düşünce sistemleri uzun yıllardır araştırmalara konu olmuştur. Genel olarak Batı düşüncesinde özgürlük, bağımsızlık, özsaygı, bireysellik, statü ve kişisel hedefler vurgulanır. Batılı birey, çocukluğundan itibaren bağımsız bir birey olmaya teşvik edilir. Kendi için başarılı olmalı, onu diğerlerinden farklı ve üstün kılacak özelliklere sahip olmalıdır. İlişkileri genellikle hedeflerine ulaşırken kurduğu bağlantılardan ibarettir; bu ilişkiler fayda sağladığı sürece devam eder, hedefler farklılaştığında ise sonlanır. Uzun vadeli ilişki beklentisi Batı toplumlarında daha düşük olabilir.

Öte yandan Doğu düşüncesinde en çok vurgulanan kavram uyumdur. Başarı ve statü, bireyin değil, ailenin ve toplumun bir kazanımıdır. Doğu toplumlarında insanlar kendilerini daha çok bağlamlar üzerinden tanımlarlar. Örneğin, “Okulda neşeliyimdir.”, “Arkadaşlarımla eğlenirim.” gibi ifadeler kullanılır. Asyalı bir bireyin konuşmalarında, Batılı birine kıyasla diğer insanlara daha fazla atıf bulunur. Bu, benlik algısını da etkiler. Batılı birey özeleştiri konusunda genellikle yetersiz kalırken, Asya toplumlarında özeleştiri eğitimi küçük yaşlardan itibaren verilir. Bu nedenle Doğu toplumlarında insanlar kendilerini daha objektif algılama eğiliminde olabilir.

Bu farklılıkların kökeni konusunda çeşitli teoriler öne sürülmüştür. Bir görüşe göre, Doğu toplumlarının tarih boyunca tarımla uğraşmaları, insanların birbirine bağımlı olmasını zorunlu kılmış ve bu da daha kolektivist bir yapı oluşturmuştur. Batı toplumlarında ise ticaretin ön planda olması, bireyselliği ve bağımsız karar almayı teşvik etmiştir. Bir diğer teoriye göre Batı’da farklı kültürlerle sıkça karşılaşılması, tartışma kültürünü geliştirmiştir. Batı düşüncesinde bir tartışmanın temel amacı “hangi görüşün doğru olduğunu” belirlemektir. Oysa Doğu kültürlerinde tartışmaya pek yer verilmez, farklı görüşlerin hepsinin bir doğruluk payı olduğu kabul edilir.

 

Ne Doğu Ne Batı, Hem Doğu Hem Batı

Bizim coğrafyamıza baktığımızda ne tamamen Doğulu ne de tamamen Batılı olduğumuzu söyleyebiliriz. Yani iki düşünce sisteminin de izlerini taşıyoruz.

Bir yandan Batı’nın bireysellik, bağımsızlık ve rekabet taleplerini karşılamaya çalışırken, diğer yandan Doğu’nun uyum, aidiyet ve köklenme beklentileriyle yüzleşiyoruz. Doğu bize “Bağlı ol, uzun süreli ilişkiler kur, köklen” derken; Batı “Hayattaki amacını bul, bağımsızlığını koru, sınırlarını çiz, rekabete gir” diyor.

Belki de bizi güçlü kılacak olan bu iki farklı donanıma karşı gösterdiğimiz direnç, aslında bizi tüketiyor. Günümüzün hızla değişen yaşam koşullarında, bu ikili beklenti arasında sıkışmış hissediyoruz. Kontrollü olmaya çalışırken kendimizi köksüz ve savrulmuş gibi hissedebiliyoruz. Kaygıya, korkuya, yetersizlik duygusuna kapılabiliyoruz.

Ancak belki de yapmamız gereken dalları gökyüzüne uzatırken köklerimizi derine salmak. Yani, kendimizi gerçekleştirmek ve hedeflerimize ulaşmak isterken, aynı zamanda aidiyet duygusunu da göz ardı etmemek. Kendi kimliğimizi, hedeflerimizi inşa ederken, bize bu süreçte rehberlik edecek güvenilir insanlara, alışkanlıklara ve bir kültüre ihtiyacımız var.

Her değişimle baştan başlamak yerine, bize kök olacak, kim olduğumuzu hatırlatacak bir topluluğa sahip olmak belki de en büyük gücümüzdür.

 

                                                                                                                             Yazan

                                                                                                                        Seher Altınöz

©2024 psiyada · Tüm hakları saklıdır.
whatsapp